Size iki haftadır Avrupa Birliğinin nasıl bir gelişim sürecinden geçerek bugünlere geldiğini, ülkemizin birliğe girme çabalarını ve geçirdiği aşamaları anlatmaya çalıştım. Araya giren otel faciası nedeniyle konuyla ilgili son yazımı da bu hafta sunuyorum.
Bu yazılarda ifade ettiğim gibi 2005 yılında başlayan katılım müzakerelerinden bu yana müzakereye konu 35 fasıldan ancak 16’sı açılabilmiş ve bunlardan yalnızca bir tanesi geçici olarak kapatılabilmiş, yani tamamlanabilmiştir.
Son yıllarda ise müzakereler durmuştur. Geleceğe dönük beklentiler ise çok olumlu değildir. Nitekim Genel İşler Konseyi sonuç bildirgesinde yer alan “yeni fasıllar açılmasının ve kapatılmasının düşünülmediği ve gümrük birliğinin güncellenmesi müzakerelerinin başlatılmasının öngörülmediği” görüşü de bu kanaatimizi doğrulamaktadır.
Türkiye’nin Avrupa Birliğinin temeli olan AET(Avrupa Ekonomik Topluluğu)ile ilk temasının ve üye alma başvurusunun üzerinden 65 yıl geçmiştir.6 üyeli bu yapı değişiklik geçirerek ve tam 7 kez genişleyerek 28 üyeli bir büyüklüğe ulaşmıştır.2004 yılında çoğu eski doğu bloku ülkelerinden oluşan 10 ülkeyi ve ardından 2007 yılında komşumuz Bulgaristan ve Romanya’yı bünyesine katarak bu ülkelerin başta ekonomik olmak üzere AB kriterlerine uymayan sorunlarını da satın almakta en küçük bir tereddüt göstermeyen Birlik, sıra Türkiye’ye geldiğinde bir Anadolu deyimiyle bize pösteki saydırmış, deveyi hendekten atlatmamızı isteyip durmuştur.
65 yıldır özenle kapısında beklettiği ülkemizi ne kaybetmek ne de bünyesine katmak istemeyen Birlik, bizi yıllarca, zaman zaman bir havuç uzatarak idare etmeyi başarmıştır.
Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilgili gerçek niyeti; Karar organlarına dahil etmeden, vatandaşlarına serbest dolaşım imkânı sağlamadan, bir nevi serbest ticaret, ya da aleyhimize düzenlenmiş bir gümrük birliği anlaşması ile yanında tutmaktır.
Avrupa Birliği’nin bizi bünyesine kabul etmemesinin kanımca birçok nedeni olmakla beraber, önde sayılabilecek iki nedeni vardır. Bunlardan ilki Türkiye’yi ve Türk halkını kendi kültürünün bir parçası olarak görmemektir. İkinci önemli neden ise Türkiye’nin yüksek nüfuslu düşük gelirli büyük bir ülke olmasıdır. Bünyesine kattığı ülkeleri sindirmesi uzun yıllar alacak ,Birliğin Türkiye büyüklüğündeki bir ülkeyi içine alması tüm dengeleri etkileyecektir. Türkiye bir gün eğitim düzeyini yükseltir, ileri teknoloji üreten zengin bir ülke, örnek bir demokrasi haline gelirse bu iki yüzlü Avrupa, kültür farklılığını unutup bizi kırmızı mumlu davetiye ile davet edebilir.
Avrupa’ya kızalım ama biraz da kendimize bakalım. Hani bir söz vardır ya” Çuvaldızını başkasına iğneyi kendine batır” diye.
Biz de ev ödevlerimizi doğru dürüst yapmış değiliz.1959 da ki ilk başvurumuzdan sonra iki ihtilal, bir askeri müdahale ile demokrasimiz üç kez kesintiye uğramış, Avrupa kuruluşları ile ilişkilerimiz durmuş, demokrasimiz askıya alınmış. Hukuken üstünlüğünü tam olarak sağlayamamamışız. Toplumsal gelişmişlik düzeyimizi istenilen ölçüde yukarı çekememişiz. Ekonomimiz sürekli iniş çıkışlar yaşamış, enflasyon sarmalından bir türlü yakayı kurtaramamışız. İstikrarlı bir büyüme yakalayarak üst gelir grubuna çıkamamışız. Söylenecek daha çok söz var ama bu kadarı yeter.
Amerika Birleşik Devletleri özentisi ile Avrupa Birleşik Devletlerini yaratma hedefine doğru yönelen Birlik, Schengen birliği, ortak para, anayasa, bayrak, ortak yönetim organları ile bir birleşik devlet olma yolunda pupa yelken İlerlerken Birleşik Krallık’ın Birlik ’ten ayrılma kararı ve diğer bazı ülkelerin de bu yönde ses yükseltmeleri, Schengen birliğinden geri adım atılması, kurulan hayallerin pek de gerçekleşmeyeceğinin göstergesidir. Geleceği belirsiz böyle bir Birliğe Türkiye’nin bu saatten sonra katılmasının bize ne katacağı da tartışılır. Katılan yeni göreceli olarak fakir ülkeler ile fonlar suyunu çekmiş, kapışılacak pek bir şey kalmamıştır. Geriye kalan, ileri demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, kişi haklarının korunmasının sağlanması, ekonominin rayına oturtulmasıdır ki, herhangi bir dış dayatmaya gerek kalmadan da biz demokrasimizi, hukuk düzenimizi, ekonomimizi rehabilite ederek sorunlarımızı çözüme kavuşturabiliriz.
Kanaatimce gümrük birliğinin aleyhimize işleyen koşulları revize edildiği takdirde, artık güç kaybeden, geleceği belirsiz böyle bir yapıya girmekten anlamlı bir fayda beklemek abestir.
Sonuç, onların birliği onların olsun. Yeter ki bizim demokrasimiz, hukuk düzenimiz, ekonomimiz sağlam olsun.