İSTİFA

Dilimiz Arapça Farsça Fransızca derken son yıllarda da İngilizce kelimelerin yer bulduğu bir aşure görünümündedir. İşte sıkça karşımıza çıkan istifa kelimesi de bu aşureden bir parçadır. Arapça kökenli olan bu kelime af dilemenin karşılığıdır.

Şimdi neden gerekti bu istifa kelimesini ve konusunu böyle didiklemek diye düşünüyorsunuzdur.

Basınımızın adını koyduğu üzere siyasette “transfer dönemi”nin başlamış olması dolayısıyla gündemin her gün siyasi istifa ve transfer haberleri ile renklenmesi beni bu kavramı ele alıp didiklemeye yöneltti. “Ekşi Sözlük” İsmini taşıyan bir internet sitesi var biliyorsunuz. Her konuda çok zekice ve esprili tanımlamalar yapıyorlar. Ne yazık ki istifa konusunda ilginç bir tanımlamaya rastlamadım. Bu eksiği de ben doldurayım. Şöyle bir ekşi sözlük maddesi yazayım dedim. “Türk milletinin işitmekten nefret ettiği genellikle duymamazlıktan geldiği, duysa bile Arapça olduğu için anlamaza yattığı sevimsiz bir kelime.”

İstifa deyince aklımıza öncelikle siyasetçiler gelse de, yalnızca siyasilerimiz mi başta bürokrasi, meslek kuruluşları, sendikalar seçimle veya atamayla gelinen her alanda istifanın hemen hemen hiç akla getirilmediğine sürekli tanık olmuyor muyuz? Biz milletçe bu istifa kelimesini sevmiyoruz. Bunun yerine ya yeni bir kavram yaratalım ya da tamamen dilimizden çıkaralım, nasıl olsa kullanmıyoruz. Gerçi iktidar partisi cenahlarında son zamanlarda “af dileme” ve sonucunda “affın kabulü” gibi yeni kavramlar kullanılmıyor değil.

Görevliler hangi durumlarda istifa ederler diye sorduğumuzda birçok neden çıkar karşımıza. Yorgunluk, bıkkınlık, başarısızlık, yeni fırsatlar yakalama, beğenmeme, istemediği bir şeye zorlanma, yüz kızartıcı bir durumda kalma, etik davranmama gibi birçok neden sıralayabiliriz.

Bir kısım görevler ve sayılan bu nedenlerden bir bölümü kişinin kendi iç dünyası, kendi özel durumu ile ilgilidir ve kamuyu pek ilgilendirmez. Esasen böyle bir karara onu zorlayan da yoktur. Kararı yakın çevresini ve sadece kendisini ilgilendirir ve etkisi de bu boyutlardadır.

Ancak bazı istifalar ve istifayı gerektiren durumlar vardır ki o büyük toplulukları, hatta topyekûn bir milleti ilgilendirir ve etkiler. Bu tür istifalara genellikle siyaset dünyasında rastlanır. Bir ülkenin kaderi ellerine teslim edilen siyasilerin artık her türlü eylem ve davranışları kamunun önünde cereyan eder ve sorgulanır. Onların başarısızlıkları, etik dışı davranışları ve hatta yüz kızartıcı bir eylemde bulunmalarının en başta gelen sonucu istifadır. Daha doğrusu istifa olmalıdır.

Ancak ne yazık ki bu söylediğim gelişmiş batı demokrasilerinde sıkça görülen bir durumdur.

Yukarıda da değindiğim gibi sosyolojik bakımdan geri kalmış, demokratik hayatı gelişmemiş toplumlarda istifa kurumu çok fazla kullanımda değildir.

Bizim için komik sayılabilecek nedenler gelişmiş demokrasilerde istifa nedeni olabilmektedir.

İşte size bizim ölçülerimize göre onurlu sayılabilecek istifalardan bir demet:

-İngiltere başkanı Boris Johnson Covid salgını döneminde evinde dar kapsamda verdiği bir partiyi gizlediği için parti genel başkanlığını ve başbakanlığı bırakmıştır. Oysa biz de aynı tarihlerde parti kongreleri yapılıyordu.

-Ben bu yazıyı kalem alırken İngiltere’nin yeni Başbakanı Liz Truss’da istifa etmişti. Nedeni başarısızlık ve bunun üzerine gelen eleştirilerdi.

-Evinde sigortasız dadı çalıştıran İsveç Ulaştırma Bakanı Maria Borelius bu nedenle istifa etmiştir.

-Özel bir alışveriş merkezinde çatının çökmesi ile 54 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine Letonya Başbakanı Valdis Dombrovskis “benim de sorumluluğum var” diyerek istifa etmiştir. Bir devlet kurumunda bile cereyan etmeyen bir olay için bana ne, fıtratlarında varmış dememiştir.

-Öğrencilerin okul gezisinde feribot faciası sonucu 276 kişi hayatını kaybedince bırakın ulaştırma bakanını Güney Kore Başbakanı Chung Hong-won istifa etmiştir.

-11 Mart 2011’de yaşanan 8.9 büyüklüğündeki deprem sonucu eleştirilen Japonya Başbakanı Naoto Kan istifa etmiştir.

-Elektrik faturalarının yüksek olduğu gerekçesiyle ülke genelinde protestolara hedef olan Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov istifa etmekte tereddüt etmemiştir.

Ne diyelim, darısı bize demek herhalde en güzeli olur. 10-15 yıldır partisinin genel başkanıdır. Tek bir seçim kazanamamıştır. Kabahat onda değildir, koltuğundan kalkmamak için direnir. Yıllarca aynı koltuğu işgal eder, elle tutulur bir başarısı yoktur, ayrılmak gibi bir düşünce aklının köşesinden bile geçmez. Bir dizi pisliğe bulaşmış, kamuoyu önünde rezil, kepaze olmuştur. Ancak, etkili noktalardan “git” komutu gelmeden yerinden kımıldamaz.

Biz de zaten sistem öyle dizayn edilmiştir ki, bir koltuğu eline geçireni bir daha oradan emri hak vaki olmadıkça uzaklaştırmak mümkün değildir. Yalnız siyasi partiler mi? (TOBB) Türkiye Odalar Birliği, (TESK) Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu, sendikalar, ticaret ve sanayi odaları, birçoğunun başkanları ülke nüfusunun önemli bir bölümü daha hayata gelmeden bu görevlere gelmişlerdir. Onları kimse gönderemiyor. Kendileri de “istifa” kelimesini sözlüklerinden çıkarmışlar.

Zaman zaman onursuzlukların alâsının yaşandığı ülkemizde bir gün gelişmiş demokrasilere benzer şekilde onurlu istifa örneklerini görebilecek miyiz?

Ne zaman adam oluruz, onurlu istifaların yaşandığı bir ülke olduğumuzda.