65 YAŞ ÜSTÜ

Daha kavram ilk açıklandığından bir tuhaf oldum. Hatta suçlandım. Toplumun başına bela, hani “atsan atılmaz satsan satılmaz” üretmeyen, sadece tüketen, gereksiz bir yığın. Yangında ilk kurtarılacak değil de sanki ilk terk edilecekler gibi algıladım bu tanımı.

Sonra bizi niçin hapsettiklerinin gerekçesini duyunca ferahladım. Meğerse iyiliğimiz için, korumak amacıyla hapsediyorlarmış bizi. Tam yöneticilerimize minnet duygularıyla teşekküre hazırlanırken baktım bizi kapatarak korumaya alanların çoğunun yaşı 65’in üzerinde değil mi?

O zaman bizlerde bir hata var diye düşünmeye başladım. Zaten toplumun genç diye nitelenen kesimi de aynı şekilde düşünmeye başlamış olacak ki, sokaklarda gördükleri yaşlıların kafasına kolonya ile masaj yapmaya, onlara maske takmaya başladılar.

Kendi işini kendi göremeyecek olanlara hukuken vasi tayin edilir ve bu kişiler hacir altında sayılırlar. Sonuçta, herhalde mevki olarak büyüklerimizde bizi böyle değerlendirdiler kararına vardım.

Alışverişimizi yapamıyorduk, bankadan kendi paramızı çekemiyorduk. Yani gerçekten başkalarına muhtaç hale gelmiştik.

Yasağın ilk günleriydi doktorda kritik bir biyopsi randevum vardı. Size yardımcı olacak dedikleri numaraları aradım. İlk aradığım numara 112’ydi. Telefona çıkan “yasak, gidemezsiniz” dedi. “Kardeşim bu hayati bir sağlık meselesi olur mu?” diye dayatınca “sizi polise aktarayım” dedi. Oradan aldığım cevap da “yasak”tı. Tüm açıklamalarınız boşunaydı. “Aldığımız talimat böyle, doktora falan gidemezsiniz” den başka bir şey söylemiyorlardı.

Doğrusu sağlığımızın, iyiliğimizin bu derece düşünülmesini anlayamamıştım. Sonra “sen büyüklerinden, bilim kurulundan daha mı iyi biliyorsun?” dedim. Halime şükredip oturdum.

Hüküm giymeden hapis hayatı yaşar olmuştuk. Bazı kadir kıymet bilmezler oturmaktan sıkılmış olmalılar ki yakınmaya başladılar. “Yok, onların da yürümeye, hareket etmeye ihtiyaçları varmış, güneşlenmek isterlermiş, parka bahçeye gideceklermiş.”

Hâlbuki ne güzel ekmek elden, su gölden gül gibi evinde oturuyorsun, dışarı çıkıp o çirkin suratlı virüsle karşılaşmanın âlemi var mı?

Bu sızlanmalar karşısında çaresiz kalan yetkililerimiz “peki haydi evinizin önünden fazla ayrılmadan şöyle birkaç saat dolaşın” deyiverdiler. Ancak eklemeyi de unutmadılar. “Sakın öyle arabaya binmeye, uzaklara gitmeye kalkmayın.” Allahtan marketler, bankalar kapalıydı da böyle tehlikeli girişimlerde zaten bulunamadılar. Bol bol salıncakta sallanıp, tahterevallinin tadını çıkardılar.

Bunlara zaten yüz verirsin astarını isterler. Bu defa “hiç değilse bizi, iki gün dışarı çıkarın markete de gidebilelim, bankaya da diye” tutturmaya başladılar.

Ama bizi çok seven yöneticilerimiz Allahtan bu ölçüsüz, sorumsuz isteklere fazla yüz vermediler. Yoksa halimiz nice olurdu!

Yalnız bu işte bir yanlışlık olduğunu da düşünmedik değil bu arada. Ya da bizim bilmediğimiz bir şey vardı. Bu virüs herhalde yalnız 65 yaş üstündekileri dışarı çıksın diye bekliyor olmalıydı. Dışarıda horon tepenlerin, yasak saati biter bitmez kendini gece yarısı sokaklara atanların, yeşilliklerde alt alta üst üste vur patlasın çal oynasın eğlenenlerin, maskenin (m) sini ağzına burnuna yaklaştırmayanların, ya bu virüsle bir tanışıklıkları ya da dokunulmazlıkları vardı.

“Yahu bunlara virüs bulaşmayacak mı acaba?” diye düşünürken sonra birden “serbestsiniz” dediler.

Taktık maskemizi korka korka sanki bir başka dünyaya adım atarmış gibi sokakların bilinmezliğine ilk adımlarımızı attık.

Ne görelim? Yeni bir dünya diye beklediğimiz meğerse bizim bildiğimiz eskiden yaşadığımız dünyaymış. Farklı olan bizlerdik. Maskesiz kalabalıklardan maskemizle uzaklaşmaya çalışırken bize uzaydan gelmiş gibi garip garip bakıyorlardı.

Demek düşüncelerimizde haklıymışız, bunlar dokunulmazmış zaten. Televizyonda genç bıçkın “corona da neymiş, bize işlemez” demiyor muydu? Bu namussuz corona demek adam seçiyormuş diye düşünürken salgının yeniden alevlendiği söylenmeye başladı.

İyiliksever yöneticilerimiz herhalde yine ilk önlem olarak bizleri korumaya alıp, bu dokunulmazlara dokunmayacaklar.

Biz de 65 yaş üstünde olmanın keyfini! yeniden evlerimizde yaşamaya başlayacağız.